0 Takip Edilen
11 Takipçi
chatlackali
TC Onaylı
6 Eki 2019
21,439 Mesaj
88,624 Tepki
0 Çözüm
5,555
İlk Mesaj
100 Mesaj
500 Mesaj
1k Mesaj
5K Mesaj
Hepiniz bilirsiniz, herhangi bir fıkra vardır ve bu fıkra Türkiye'nin her tarafında bilinir. Namlı Kemal fıkraları, Nasrettin hoca fıkraları, karadeniz fıkraları, bir türk- bir alman - bir yahudi
fıkraları vs vs. Bilindiği üzere bu fıkraları yazan,yayınlayan herhangi bir gazete, dergi vs yoktur. Neşriyata bağlı değildir bunlar. Peki nasıl oluyor da herhangi bir fıkra Türkiye'nin her tarafında bilinebiliyor ve anlatılıyor. Ya da bu fıkra nerede, nasıl ve kim tarafından anlatılıyor ilk önce? 
Dünyanın herhangi bir yerinde 50-100 kişilik bir ekip bir binaya toplanmış fıkra üretip bunları da farklı şehirlerde yaşayan insanlara anlatıp dağılmasını mı sağlıyorlar?.. Edirne'de anlatılan bir fıkranın aynı şekilde aynı zamanda Kars'ta da anlatılıyor olmasını nasıl açıklayabiliriz.
Hani, ilk yoğurdu kim nasıl yapmıştır, gibi birşey bu da. Bilirsiniz yoğurt yapmak için elinizde yoğurt olması gerekir. Şimdi hiç kimse çıkıp yoğurt mayası satılıyor falan demesin
Çünkü yoğurt mayasını yapmak için de yoğrt gerekir. Yani şu anda dünyadaki tüm yoğurtlar ve yoğurt mayaları bir anda yok olsa, yarın sabahtan itibaren bir daha yoğurt yiyemeyiz
Her neyse dağıtmayalım... İşte tıpkı bu bilinmez gibi fıkraların da nasıl ve nerede varolduğu hala bilinemiyor. Gizemi çözülemiyor. Ya da yaşlanıp eceliyle ölen kedi, köpek gibi sokak hayvanlarının cesetleri nerede?... 

Arada bir sokakta ölmüş kedi ya da köpek görürüz ona da araba falan çarpmıştır, ancak o şekilde rastlarız... Ama hastalıktan ya da yaşlılıktan ölmüş kedi ve köpekler... nerede? Neden sokaklarda görmüyoruz onların cesetlerini?
Fıkralardan girdik yoğurt ve rahmetli hayvanlardan çıktık. Bu başlıkta bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek (fıkralar için açtım ama yoğurt ve hayvanlar hakkında da bildiğiniz ya da düşündüğünüz şeyler) ve belki de hiç beklemeden hep beraber bir aydınlanma yaşamak, güzel olur diye düşünüyorum
Bir de bildiğimiz, beğendiğimiz fıkraları da (üsturuplu bir şekilde) yazarsak, fıkra repertuvarımızı da artırmış oluruz... İlk fıkra benden gelsin bu arada...
Zamanın birinde padişahlardan birinin bir eşeği varmış. Fakat bu eşek, asık suratlı, mutsuzmuş hep. Padişah da üzülüp dururmuş eşeğinin bu haline. Dayanamamış tabi birgün bir ferman çıkarmış. ''Eşeğimi güldürene, mutlu edene 1000 altın'' verilecek, diye. Saraya gelen gidenin haddi hesabı olmamış ama kimse eşeğin derdine çare olamamış. Derken birgün Namlı Kemal gelmiş. ''Ben demiş güldürürüm senin eşeğini'' Buyur demiş padişah, göster hünerini. Namlı Kemal de;
---Eşeğin ahırına tek başıma girip 1 dakika kalacağım ve ben çıktığımda eşeğin gülüyor olacak, demiş.
Neyse; Namlı Kemal girmiş ahıra 1 dakika sonra çıkmış. Padişah ve vezirleri ahıra bir girmişler ki eşek kahkahayla anıra anıra gülüyor. Tabii padişahın hoşuna gitmiş vermiş 1000 altını yollamış bizimkini. Aradan günler geçmiş ama bizim padişahın eşeği gülmekten vazgeçmemiş. Arada bir sussa da durup durup yine başlıyormuş kahkaha ile gülmeye. Padişah ne yaptı ne ettiyse eşeği gülmekten vazgeçirememiş.
---- Çağırın! bana demiş Namlı Kemal'i.
Namlı Kemal gelince de, ne yaptıysan bu eşeğe o günden beri gülüyor, hemen bunu eski haline getir kafamı s..ti günlerdir, yapamazsan kellen gider demiş kızgın bir şekilde.
Namlı Kemal, gülerek yaparım ama 1000 altınını alırım zaten başaramazsam kellem gidecek deyince padişah tamam demiş. Namlı Kemal;
----- Ahıra tek başıma girerim 1 dakika sonra çıkarım ve eşeğin susup eski haline döner, demiş. Ve anlaşmışlar...
Namlı Kemal ahıra girmiş 1 dakika sonra çıkmış, ardından padişah ve vezirleri ahıra girmişler bir bakmışlar eşekte tık yok, yine eskisi gibi sus pus olmuş duruyor. Padişah tabii 1000 altını vermiş. Tam Namlı Kemal gdecekken padişah gelmiş bunun yanına
----- Yav o kadar kişinin başaramadığı şeyi sen nasıl başardın? Önce suskun eşeği güldürüp sonra yeniden nasıl susturdun deyince; Namlı Kemal cevabı yapıştırmış...
----- İlk ahıra girdiğimde suskun puskun mutsuzdu, eğildim kulağına ''Benimki seninkinden büyük'', dedim.. O da gülmeye başladı. İkinci gelişimde de ''Çıkardım, gösterdim!'', e haliyle bu sefer sustu!...
Hani, ilk yoğurdu kim nasıl yapmıştır, gibi birşey bu da. Bilirsiniz yoğurt yapmak için elinizde yoğurt olması gerekir. Şimdi hiç kimse çıkıp yoğurt mayası satılıyor falan demesin
Fıkralardan girdik yoğurt ve rahmetli hayvanlardan çıktık. Bu başlıkta bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek (fıkralar için açtım ama yoğurt ve hayvanlar hakkında da bildiğiniz ya da düşündüğünüz şeyler) ve belki de hiç beklemeden hep beraber bir aydınlanma yaşamak, güzel olur diye düşünüyorum
Zamanın birinde padişahlardan birinin bir eşeği varmış. Fakat bu eşek, asık suratlı, mutsuzmuş hep. Padişah da üzülüp dururmuş eşeğinin bu haline. Dayanamamış tabi birgün bir ferman çıkarmış. ''Eşeğimi güldürene, mutlu edene 1000 altın'' verilecek, diye. Saraya gelen gidenin haddi hesabı olmamış ama kimse eşeğin derdine çare olamamış. Derken birgün Namlı Kemal gelmiş. ''Ben demiş güldürürüm senin eşeğini'' Buyur demiş padişah, göster hünerini. Namlı Kemal de;
---Eşeğin ahırına tek başıma girip 1 dakika kalacağım ve ben çıktığımda eşeğin gülüyor olacak, demiş.
Neyse; Namlı Kemal girmiş ahıra 1 dakika sonra çıkmış. Padişah ve vezirleri ahıra bir girmişler ki eşek kahkahayla anıra anıra gülüyor. Tabii padişahın hoşuna gitmiş vermiş 1000 altını yollamış bizimkini. Aradan günler geçmiş ama bizim padişahın eşeği gülmekten vazgeçmemiş. Arada bir sussa da durup durup yine başlıyormuş kahkaha ile gülmeye. Padişah ne yaptı ne ettiyse eşeği gülmekten vazgeçirememiş.
---- Çağırın! bana demiş Namlı Kemal'i.
Namlı Kemal gelince de, ne yaptıysan bu eşeğe o günden beri gülüyor, hemen bunu eski haline getir kafamı s..ti günlerdir, yapamazsan kellen gider demiş kızgın bir şekilde.
Namlı Kemal, gülerek yaparım ama 1000 altınını alırım zaten başaramazsam kellem gidecek deyince padişah tamam demiş. Namlı Kemal;
----- Ahıra tek başıma girerim 1 dakika sonra çıkarım ve eşeğin susup eski haline döner, demiş. Ve anlaşmışlar...
Namlı Kemal ahıra girmiş 1 dakika sonra çıkmış, ardından padişah ve vezirleri ahıra girmişler bir bakmışlar eşekte tık yok, yine eskisi gibi sus pus olmuş duruyor. Padişah tabii 1000 altını vermiş. Tam Namlı Kemal gdecekken padişah gelmiş bunun yanına
----- Yav o kadar kişinin başaramadığı şeyi sen nasıl başardın? Önce suskun eşeği güldürüp sonra yeniden nasıl susturdun deyince; Namlı Kemal cevabı yapıştırmış...
----- İlk ahıra girdiğimde suskun puskun mutsuzdu, eğildim kulağına ''Benimki seninkinden büyük'', dedim.. O da gülmeye başladı. İkinci gelişimde de ''Çıkardım, gösterdim!'', e haliyle bu sefer sustu!...