1. YASAL UYARI

      Forumumuza üye olarak ayrıcalıklarımızdan yararlanabilirsiniz. Sitemizde hiç bir şekilde yasa dışı bahis oynatılmadığını bilerek hareket ediniz. İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Forum Adresimizde T.C.K 20. Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin 2. fıkrasına göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Bu web sitesinde (4betforumu.com) hiç bir şekilde illegal bahis oynatılmaz ve illegal bahis oynatan taraflara aracılık yapılmaz. Bu web sitesi Türkçe dilini kullanan ve Türkiye dışında yaşayan kişileri bilgilendirmek amacıyla düzenlenmektedir. Bu web sitesinde (4betforumu.com) tanıtılan bahis firmaları Türkiye Cumhuriyeti kanunlarınca yasal değildir, bu yüzden Türkiye'de ikamet eden kişilerin bu sitelerde bahis oynamaları yasaktır. Türkiye'de ikamet eden ve paylaştığımız iddaa tahminlerini takip eden kişiler Sportoto bayileri olan; Bilyoner, Nesine, Tuttur, Birebin, Misli ve Oley web sitelerinden bahis yapabilirler. Digitürk ve D-Smart gibi platformların sahip olduğu telif haklarından ötürü sitemizde yayınlarına yer verilmemektedir. 4betforumu.com sitemizde bu tarz yayınlara izin verilmez. 4betforumu.com sitesinde yer alan yorum ve tahminler haber ve bilgi amaçlıdır. Kullanıcıların yazdığı yorum, tahmin ve bilgiler 4betforumu.com'un görüşünü yansıtmaz. Kullanıcılar yazdıkları mesajların içeriği nedeniyle yasal mercilere karşı kendileri sorumludur.

      Reklam ve İletişim

      Reklam ve sponsorluk taleplerinizi aşağıdaki Skype adresimize veya Mail adresimize yapabilirsiniz.
      Skype Adresimiz: [email protected]
      Mail Adresimiz: [email protected]

Haber Corona Virüsü Hakkında

30 Kas 2019

3,440 Mesaj

10,387 Tepki

0 Çözüm

555

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
30 Kas 2019
Mesajlar
3,440
Tepkime puanı
10,387
Konum
Neptun
Su an pazarlara getirilen onlemlerden bahsedilen haber var. Tam dikkat etmedim ama biri bana su var mi onu soyleyebilir mi. Bakkalda firinda pazarda urunu elden teslim eden disinda sadece para alip veren bir kisi daha bulundurmayi dusunmusler mi. Sozde onlem aliyorlar temassiz urun temini var. O siktiminin parasi pislik bulastirmiyoru mu. Guya firinlarda posetle ekmek satilacak. Adam ekmek verdigi elle x kisinin elinden aldigi parayi bana para ustu olarak veriyoru
 

3 Kas 2019

4,729 Mesaj

7,530 Tepki

0 Çözüm

100

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
3 Kas 2019
Mesajlar
4,729
Tepkime puanı
7,530
Konum
ZUZAY
Tamam da .. Ulkende henuz tespıt edılmıs bır vakan yokken sen 1.5 sene boyunca nasıl sınırlanırını gırıs cıkısa kapatacaksın ?
Yanı normal bır ulke bunu yapabılır mı , bılmıyorum ..
Sanmıyorum ..
Ama bızım ulkemız bunu ekonomık sebeplerden dolayı mumkun degıl yapamazlardı ..
dünyanın 4 bir yanı artı dibindeki iran bulgaristan yunanistan bile vaka açıkalrken bizde olmaması
( ki net olduğunu düşünüyorum söylemediler). (ne zaman imf yardım yapacaz falan dedi bizimkiler o gün akşam vaka açıkladı.) bizde olmamasına imkan ihtimal bile yoktu.

sadece biraz öngörü ve vizyon ile ticari kaygılardan uzaklaşarak uçuşları sınır kapatsalar çok farklı olurdu şuan tablo.

malesef para ve ticari kaygılar sağlığın önüne geçti :(
 

26 Ara 2019

1,026 Mesaj

873 Tepki

0 Çözüm

0

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
26 Ara 2019
Mesajlar
1,026
Tepkime puanı
873
Yaş
42
Konum
İstanbul
Aşı abiler aşı.Ya virüs mutasyona uğrıyacak yada aşı geliştirilecek.

Gerçi dün dinlediğim Amerikada bulunan bir Türk doktor,hastalığı geçirmiş insanlarında tekrar yakalanabilme riskinden bahsetti.

Şöyle diyor kendileri;

Bu bağışıklık sistemimzin hafızası varmış,ve belli bir süre sonra bu sistem kendini resetliyormuş.Yoksa insanlar jer yıl grip olmazdı diyor.Ama bağışıklık sistemi bu mikroplara galip geldikten bir süre sonra unutuyormuş aldığı önlemleri.
O gun konuusmustuk .. Aşı dan daha hızlısı bu mutasyon ..

Sıcaklarda kaybolacak ve sonra dıyecek kı " Ben normalde hayvanlara gırerdım , bır daha bu konuda dıkkat edeyım ama ınsanoglu da yarasa marasa yemesın amk " :(
 

3 Kas 2019

4,729 Mesaj

7,530 Tepki

0 Çözüm

100

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
3 Kas 2019
Mesajlar
4,729
Tepkime puanı
7,530
Konum
ZUZAY
Su an pazarlara getirilen onlemlerden bahsedilen haber var. Tam dikkat etmedim ama biri bana su var mi onu soyleyebilir mi. Bakkalda firinda pazarda urunu elden teslim eden disinda sadece para alip veren bir kisi daha bulundurmayi dusunmusler mi. Sozde onlem aliyorlar temassiz urun temini var. O siktiminin parasi pislik bulastirmiyoru mu
abi 1 hafta önce bi dönerciye gittim. güya adam eldiven kullanıyor. sağlık açısından

aynı eldivenle hem para alıyor, hem whatsaptan sipariş alıyor telefona dokunuyor hemde lavaş sarıyor aminu :D

bizde bu kadar işte
 

26 Ara 2019

1,026 Mesaj

873 Tepki

0 Çözüm

0

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
26 Ara 2019
Mesajlar
1,026
Tepkime puanı
873
Yaş
42
Konum
İstanbul
dünyanın 4 bir yanı artı dibindeki iran bulgaristan yunanistan bile vaka açıkalrken bizde olmaması
( ki net olduğunu düşünüyorum söylemediler). (ne zaman imf yardım yapacaz falan dedi bizimkiler o gün akşam vaka açıkladı.) bizde olmamasına imkan ihtimal bile yoktu.

sadece biraz öngörü ve vizyon ile ticari kaygılardan uzaklaşarak uçuşları sınır kapatsalar çok farklı olurdu şuan tablo.

malesef para ve ticari kaygılar sağlığın önüne geçti :(
Aynı seylerı dusundum uzun bır sure , senı cok ıyı anlıyorum onu bıl ..
Ama sende sunu bıl , dedıgın gıbı ekonomık sebeplerden dolayı bu sınırları 1 ay bıle ( ortada vaka yokken ) tutmaları ımkansızdı.

Bu gunlerı elbet yasayacaktık yıne yanı maalesef ..

Şöyle dusun ..
Zerre ekonomık kaygıları olmayan ulkeler bıle senın dedıgını yapamadı , yapmadı .. Sence hepsı " hata " yapmıs olabılır mı .

Hepsı bılıyordu 1.gunden berı basına geleceklerı .
 

Biomet

TC Onaylı

5 Kas 2019

19,495 Mesaj

50,293 Tepki

0 Çözüm

5,555

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

5K Mesaj

Katılım
5 Kas 2019
Mesajlar
19,495
Tepkime puanı
50,293
Yaş
43
Konum
Marmara
200 ülkeye bulaşan illetten tek vaka ile kırtulmana imkan yok zaten.Ama ilk vakadan itibaren sokağa çıkma yasağı gelseydi kısa vadede bu kadar zaiat olmazdı:(
Sıcaklığın artması yada aşı veya hastalığın ilerlemesini engelleyecek ilaçların keşfedilmesi beklenebilirdi.

Hemde gözümüzün önünde İtalya gibi drmatik bir son varken:(

Zaten bizim isyanımız buna.İstediğin kadar sınırı kapa,hava-deniz-demir yolunu durdur.

Bilet alıp gelmio ya bu aq Coronası.
 

26 Ara 2019

1,026 Mesaj

873 Tepki

0 Çözüm

0

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
26 Ara 2019
Mesajlar
1,026
Tepkime puanı
873
Yaş
42
Konum
İstanbul
@Biomet .. Bu arada .. Aksam bır sey yazmıstın , sanırım " Bırlık beraberlık olmayacak " gıbısınden ..

Valla sonucu ne olur bılmem .. Kım baslatacak onu da bılmem ..
Ama bu Devlet bu sokaga cıkma yasagını getırmez ıse ve tabı ınternetı falan tamamen kesmez ıse ...Gezı olayları kadar olmasa da muthıs bır gurultu cıkacagından emınım ben .

2 tane MARTI , aclıktan sokaga ınlettı yazmıstım .. Insanogluna da sıra gelecektırr .
 

26 Ara 2019

1,026 Mesaj

873 Tepki

0 Çözüm

0

İlk Mesaj

100 Mesaj

500 Mesaj

1k Mesaj

Ödülü yok!

Katılım
26 Ara 2019
Mesajlar
1,026
Tepkime puanı
873
Yaş
42
Konum
İstanbul
Ve mesele CAN oldugunda AKP Canan bıle olmayacaktır . Babamla o bahsettıgım konusmadan sonra buna ınancım tam .
Kı burada kı mesele sadece ölmek de degıl amk ..Bılıyorsunuz .. Insanlar mezar , dua , son bı kere gormek ıstıyor vs ..
 

13 Şub 2020

143 Mesaj

164 Tepki

0 Çözüm

0

İlk Mesaj

100 Mesaj

Ödülü yok!

Ödülü yok!

Ödülü yok!

Katılım
13 Şub 2020
Mesajlar
143
Tepkime puanı
164
Yaş
103
Konum
.
evden çıkamayanlara decameron kitabını öneririm. aşağıda girişi paylaşmak istedim;

1ç dünyanızın nasıl duyarlı olduğunu düşündükçe, bu kitabın başlangıcının sizleri üzüntüye boğmasından korkuyorum. Çünkü kitabımın giriş bölümünün konusu, bugün sona ermiş olsa da, yol açtığı yıkımı görenlerin, duyanların, acısını anılarında taşıdıkları ölüm saçan veba salgını. Sakın, ürküp de okumaktan vazgeçmeye kalkmayın. Kitabın gözyaşları, ahlar vahlar içinde sürüp gideceğini sanmayın. Başlangıcın ürkütücülüğü mü, diyorsunuz? Yanıbaşın- da bir ovanın uzandığı, dik, sarp bir tepeye tırmandığınızı düşünün. Çıkış ne denli çetin olursa, ova o denli güzel görünür gözlere. Sevincin bittiği yerde hüzün başlar, ama sevinç geri geldiğinde de dertler sona erer. Bu kısa (kısa diyorum, çünkü birkaç sayfa sürecek) sıkıntıyı, size söz verdiğim gibi keyifli, neşeli bölümler izleyecek. Bu açıklamayı yapmasaydım, giriş bölümü böyle bir beklentiye yol açamazdı sizde. Sizi, istediğim yere, önerdiğim sarp yol yerine başka bir yoldan götürmeyi doğrusu ben de isterdim. Ama, daha sonra okuyacaklarınızın kaynağını açıklamak için bu anımsatmayı yapmak zorundaydım. Kaçınılmaz bir zorunluk yazdırdı bu girişi bana.Tanrının oğlunun insan kılığına girişinin bin üç yüz kırk sekizinci yılında* İtalya'nın ünlü kentlerinin en soylusu Flo- ransa’da, ölüm saçan bir veba salgını baş gösterdi. İster yıldızların etkisiyle ortaya çıkmış olsun, ister insanların işledikleri suçlar nedeniyle Tanrı tarafından gönderilmiş olsun, veba birkaç yıl önce doğu ülkelerinde görülmüş, çok sayıda can kaybına yol açmıştı. Daha sonra durmadan yayılarak Batı'ya ulaştı. Koruyucu önlemler etkisiz kaldı. Özel görevliler kentin çöplerini temizlediler. Hastaların kentten içeri girmeleri yasaklandı. Sağlık önlemleri arttırıldı. Ayinlerde bir kez değil, belki bin kez aman dilendi. Sofular Tanrı’ya yakardılar. Hiçbiri işe yaramadı. Sözünü ettiğim yılın baharının ilk günlerinde, amansız hastalık birden korkunç etkisini göstermeye başladı.Doğuda, hastanın burnundan kan gelmesi, ölümün kaçınılmazlığının belirtisi sayılıyordu. Bizde ise, salgının başlangıcında erkeklerde de, kadınlarda da. kasıkta, koltuk altlarında yumrular ortaya çıkıyordu; kimisi elma, kimisi yumurta büyüklüğüne ulaşıyor, kimisi daha iri, kimisi daha ufak oluyordu. Halk dilinde hıyarcık deniyordu bunlara. Önce ortaya çıktıkları yerden sonra ölüm tohumları ekmek için vücudun her yerine yayılıyorlardı. Daha sonra, hastalığın belirtisi kara ya da mor lekelere dönüşüyor, lekeler kollarda, bacaklarda, vücudun başka yerlerinde görülüyor, kimi kez iri, aralıklı, kimi kez küçük, yanyana oluyorlardı. Hıyarcığın kaçınılmaz bir ölüm belirtisi olması gibi, leke de taşıyıcı için aynı anlama geliyordu. İyileşme bir yana, biraz düzelme sağlayan hiçbir ilaç, hiçbir çare yoktu. Belki hastalığın yapısı engeldi buna. Belki de hekimler bilgisizdi (diplomalıların yanısıra, hiçbir tıp bilgisi edinmeden hekimlik yapan kadınların, erkeklerin sayısında büyük artış olmuştu). Bilgileri hastalığın kökenine inmeye, gerekli ilaçları bulmaya yetmiyordu. İyileşebilen hasta yok gibiydi, sözünü ettiğim belirtilerin ortaya çıkmasını izleyen üç gün içinde hasta ölüyordu. Hastaya göre, ölüm daha erken "ya- da daha geç olabiliyordu; genellikle ateş görülmüyor, başka belirti ortaya çıkmıyordu.Hastalar gün boyunca hastalığı sağlıklı insanlara bulaştırdıklarından, salgın hızla yayılıyordu; tıpkı yanı başındaki kuru, yağlı nesnelerle beslenen bir ateş gibi. Hastalık yalnızca hastaların sağlıklı kişilerle konuşmaları, birarada olmaları sonucunda' onlara da bulaşıp ölmelerine yol açarak yayılmıyordu; hastaların giysilerine, elledikleri,' kullandıkları nesnelere dokunmanın da hastalığı yaydığı anlaşılıyordu. Şimdi söyleyeceklerime şaşacaksınız. Eğer birçokları gibi gözlerimle görmüş, sözüne güvenilir kişilerden duymuş olmasam, ben de zor inanır, hele yazmaya hiç kalkışmazdım. Sözünü ettiğim bulaşıcı hastalık, öyle doğal bir biçimde yayılıyordu ki, bulaşma yalnız insandan insana olmuyor, sık sık şaşırtıcı bir olayla karşılaşılıyordu. Bir vebalının, ya da vebadan ölen birinin eşyalarına insan türünün dışında bir canlı değecek olsa, hastalığı kapmakla kalmıyor, kısa süre içinde ölüp gidiyordu. Daha önce dediğim gibi, bakın bir gün gözlerimle neye tanık oldum. Bulaşıcı hastalıktan ölen bir garibin yırtık pırtık giysilerini sokağa atmışlardı. Giysilerin yanına gelen iki domuz, alışkanlıkları uyarınca, önce tırmaladılar giysileri, sonra5 dişleyip burunlarını sürttüler. Hemen ardından da zehirlenmiş gibi sendelediler, ölü olarak yığıldılar uğursuz giysilerin üstüne.Bu olay olsun, aynı türden benzer ya da daha beter olaylar olsun, sağ kalanlarda değişik korkulara, kaygılara yol açıyordu. Herkes aynı çirkin davranışı benimsiyor, hastalardan, eşyalardan uzak duruluyordu. Böyle davranınca, yaşamın güvence altına alındığına inanılıyordu.Böylesine büyük bir tehlikeye karşı koyabilmek için, düzenli yaşamak, her türlü aşırılıktan kaçınmak gerektiğini öne sürenler oluyordu. Bunlar biraraya gelip, başkalarıyla ilişkilerini kesiyorlardı. İçinde hiç hasta bulunmayan, daha rahat yaşanabilecek evlere kapanıyor, lezzetli yemekler yiyor, iyi şaraplar içiyor, eğlencenin her türlüsünden kaçmıyorlardı; kimsenin kendileriyle konuşmasına izin vermiyor, ölüm ve hastalık konusunda dışarıdan gelebilecek haberlere kulaklarını tıkıyor, müzik dinlemekle, ellerinin altında ne varsa onunla yetiniyorlardı.Kimileri ise tam tersini yapıyordu bunların. Kendini içkiye, eğlenceye vermenin, şarkı söyleyip sokaklarda avarelik etmenin, canlarının istediği her şeyi yapmanın, olup bitenleri alaya almanın böyle bir yıkıma karşı en iyi çare olduğuna inanıyorlardı. Dediklerini uygulamak için de, gece demeden, gündüz demeden meyhane meyhane dolaşıyor, içip içip sızarak kendilerini avutuyorlardı. İnsanlar yaşamak umudunu yitiriyordu, canından da, malından mülkünden de bezmeyen kalmamıştı. Evlerin çoğu sahipsizdi; buralara yerleşen yabancılar eve sahip çıkıyor, onlar da ellerinden geldiğince hastalıktan kaçıyorlardı. Kenti saran bunca acı, bunca sıkıntı karşısında Tanrı’nın yasalarının da, insanların koydukları yasaların da geçerliği kalmamıştı. Yasaları koyanlar, uygulayanlar, tıpkı öteki insanlar gibi ölmüşler, hastalığın pençesine düşmüşler ya da yardımcısız kaldıkları için çalışamaz duruma gelmişlerdi. Bu nedenle herkes her aklına geleni yapabiliyordu.Değindiğim iki yaşama biçiminin yanısıra, birçok kişi de ortalama bir yol tutturmuştu. Bunlar, ilk yöntemi seçenler gibi boğazlarına düşkün olmuyor, ikinci yöntemi seçenler gibi aşın içki içmiyorlardı. Gerektiği kadar yiyip içiyor, evlerine kapanacak, yerde çıkıp dolaşıyorlardı. Ellerinde çiçekler, kokulu ' otlar, çeşitli baharat oluyordu. Bu bitkileri sık sık burunlarına götürüp kokluyorlardı. Cesetler, hastalar, ilaçlar pis kokularıyla havayı kirlettikleri için, koku solum anın beyni korumanın en iyi yolu olduğuna inanıyorlardı. Kim ileri de daha kesin kararlar alıyor, vebadan kaçınm anın en iyi ilacının kaçıp gitmek olduğunu söylüyorlardı. Bu görüşü benimseyenler kendi canlarından başka bir şeyi umursamıyorlardı; bir sürü kadın erkek, kenti, akrabalarını, mallarını mülklerini terk edip başka yerlere, en azından Floransa dolaylarına gidiyordu. G ün ah işleyen insanları veba ile cezalandıran Tan- rı’nın öfkesinin gittikleri yere ulaşamayacağına, yalnızca kentin surları içinde kalanları etkileyeceğine inanıyorlardı. Kentte kalmanın ölümü göze almak anlam ına geldiği konusunda başkalarını uyarmaktan kaçınıyorlardı.Bu yollardan birini seçmek ölümden kurtulmak anlam ına gelmiyordu. Hangi yolu seçerlerse seçsinler, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, daha önce sağlıklı olanların çoğu hastalığa yakalanıyor, yazgısıyla başb<l§a kalarak eriyip gidiyordu. Herkes birbirinden kaçıyor, komşu komşuya sırt çeviriyordu. Akrabalar görüşmüyor, birbirlerinden uzak duruyorlardı. S a lgın, erkeklerin, kadınların Vi;ireklerine öyle bir korku salmıştı ki, erkek kardeş erkek kardeşten, amca yeğenden, kız kardeş erkek kardeşten, dahası koca karısından kaçar olmuştu. En önemlisi, belki inanmayacaksınız, analar babalar çocukları sanki kendilerinin değilmiş gibi davranıyor, onları görmeye gitmiyor, yardım ellerini. uzatmıyorlardı. \Bu nedenle erkekli kadınlı birçok hasta, yalnızca dostlarının (eğer dostları kalm ışsa) sevecenliğinden, hizm etçilerinin açgözlülüğünden başka bir dayanağa sahip olamıyordu. Hizmetçi ücretleri çok yüksekti ama, yine de adam. bulmak zordu. Bulunabilenler kaba saba, çoğu kez elinden iş gelmeyen, işini bilmeyen kadınlar erkeklerdi. Bütün yaptıkları hastaya istediği şeyleri vermek, bir de son nefesinde yanıbaşında bulunmaktı. Aldıkları ücret yüksekti ama, karşılaştıkları tehlike de yüksekti. Komşular, akrabalar, dostlar hastalardan kaçtığı, hizmetçi bulmak zorlaştığı için, daha önce olmayan yeni bir uygulama çıkmıştı ortaya. Hastalanan bir kadın güzel de, soylu da olsa, yanında hizmet eden erkek yaşlı da olsa, genç de olsa, hastalığı gerektirdiğinde sanki karşısında bir kadın varmış gibi, hiç çekinmeden vücudunun her yerini gösterebiliyordu ona. Ama bu davranış, iyileşen hastaların namus anlayışında gevşemeye yol açabiliyordu. Öte yandan, yardım edilse iyileşebilecek birçok kişi, kendi başına bırakıldığı için ölüp gidiyordu. Hastalar gerekli bakımdan yoksun kaldıkları, salgın da yayılmayı sürdürdüğü için, gece olsun gündüz olsun, insanlar durmadan ölüyor, ölü sayısının yüksekliğini duymak, hele ölümlere tanık olmak geride kalanları şaşırtıyordu. Zorunluklar, sağ kalanları daha önce kentte geçerli geleneklerle çelişen davranışlar benimsemeye yöneltiyordu.Gelenektir, ölenin kadın akrabaları, kadın komşuları ölü evinde toplanıp, ölenin akrabalarıyla birlikte ağlaşırlar. Evin önünde de ölenin yakınları, komşuları, mahalleli toplanır. Ölenin toplumsal konumuna göre din adamları da katılır onlara. Ölenle aynı toplumsal konumdaki insanlar tabutu omuzlarına alırlar, cenaze alayı mumlar, ilahiler eşliğinde, ölenin ölmeden önce seçtiği kiliseye doğru yola çıkar. Salgının yoğunluğu artınca, bu gelenek büyük ölçüde bir yana bırakıldı. Yeni bir uygulama aldı yerini. Birçok kişinin, ölürken yanında çok sayıda kadın olmuyordu. Çoğu insan, tek başına bu dünyadan göçüyordu. Yakınlarının yürek parçalayan çığlıklarından, acılı gözyaşlarından yoksun kalmayanların sayısı çok azdı. Bunların yerini kahkaha, şaka, eğlence almıştı. Can derdine düşen kadınlar, özveriyi bir kenara bırakıp kolayca ayak uydurmuşlardı bu yeni geleneğe. Cenazenin kiliseye götürülmesine eşlik eden komşu sayısının onu, on ikiyi bulması az rastlanan bir olaydı. Üstelik saygın, kentsoylu kişiler de değildi cenazeyi taşıyanlar; kendilerine cenazeci adını yakıştıran, parayla tutulmuş, toplumun en alt kesiminden, ne idiğibelirsiz mezar kazıcılarıydı. Tabutu omuzlayıp, ölenin ölme*den önce belirlediği kilise yerine, çoğu kez en yakın kiliseye götürüyorlardı koşar adımlarla. Önden üç, dört papaz çömezi gidiyor, bunların elinde kimi kez ufacık mumlar oluyor, kimi kez ise hiç mum olmuyordu. Papaz çömezleri uzun uzadıya ayin yapmak zahmetine girmiyor, mezar kazıcıların yardımıyla, tabutu buldukları ilk boş mezara yerleştiriyorlardı.Ayak takımı olsun, orta sınıfın büyük bir bölümü olsun, acınacak yoksunluklar içindeydi. Yoksulluk ya da umut, bu insanların çoğunu eve kapatmıştı. Yanıbaşlarında her gün binlerce kişi hastalığa yakalanıyordu. Yardım eden, bakan olmadığı için de göz göre göre ölüyordu hepsi. Kimisi, gündüz ya da gece vakti sokakta veriyordu son soluğunu. Çoğunluk ise evinde ölüyordu. Kokuşan bedenlerin iğrenç kokusu, önce komşulara ulaştırıyordu ölüm haberini. Ölenlerin cesetleri taşıyordu her yandan.Ölene besledikleri sevgiden çok, cesetlerin kokmasının yol açtığı büyük tehlikeyi önlemek için, komşular hemen harekete geçiyorlardı. Bulabilirlerse taşıyıcıların da yardımıyla, ölüyü evden çıkartıp kapının önüne koyuyorlardı. Özellikle sabahları sokağa çıkanlar, bir yığın ölüyle karşılaşıyorlardı. Daha sonra tabut getiriliyordu. Tabut bulunamayacak olursa, ceset bir tahtanın üstüne yerleştiriliyordu. Çoğu kez, aynı tabuta iki üç ceset koyuluyordu. Karı kocanın, iki üç kardeşin, baba oğulun, iki akrabanın aynı tabuta koyulduğu çok oluyordu. Ellerinde haçlarıyla yürüyen iki papazın ardından, ta- şıyıcılar kim bilir kaç kez üç, dört tabut birden götürmüşlerdi. Bir cenaze gömeceklerini sanan papazlar, altı, sekiz, kimi kez de daha fazla cenaze gömmek zorunda kalıyorlardı. Üstelik ölüler gözyaşı, mum, cenaze alayı gibi saygı gösterilerinden de yoksun bırakılıyordu. Tersine, ölüm öyle sıradan bir olay olmuştu ki, ölenlere bugün keçi leşlerine gösterilen saygı bile gösterilmiyordu. Yaşamın olağan akışı içinde karşılaşılan ufak tefek mutsuzluklar ölümün kaçınılmazlığını bilge kişilere bile benimsetemezken, karşılaşılan yıkımın büyüklüğü, herkesin acımasız ölüme boyun eğmesini sağlamıştı.Yukarıda sözünü ettiğim cesetler, günün hemen her saatinde kiliselere taşınıyor, geleneklere uyup her ölüye ayrı bir yer verilecek olursa, mezar sıkıntısı çıkıyordu ortaya. Mezarlar dolduğu için, kiliselerin yanındaki mezarlıklarda derin çukurlar kazılıyor, yüzlerce ölü birarada gömülüyordu. Ölüler, gemi ambarlarındaki mallar gibi kat kat istif ediliyor, sonra biraz toprak atılarak çukurun üstü örtülüyordu.Kentin başına gelenlerin daha fazla ayrıntısına girmeyip, o korkunç dönemin çevredeki köyleri de bağışlamadığını eklemekle yetineceğim. Surlarla çevrili kasabalar, küçük bir kent görünümündeydi. Ovalara dağılmış köylerde ne ilaç vardı, ne bakıcı. Yoksul köylülerle aileleri, gece gündüz demeden evde, sokakta, tarlada düşüp ölüyorlardı; ama insan gibi değil, hayvan gibi. Köylüler de kentliler gibi tam bir umursamazlığa gömülmüşlerdi; mallarını, işlerini önemsemiyor, sanki her yeni günün ölümü getirmesini bekliyorlardı. Toprağın, hayvanların, o güne dek harcadıkları emeğin daha iyi ürün vermesini amaçlayacak yerde, ellerinin altında ne varsa tüketiyorlardı. Öte yandan sığırlar, eşekler, koyunlar, keçiler, tavuklar, dahası insanın en sadık dostu köpekler ortada kalmış, buğdayları biçilmemiş, kaldırılmamış tarlalarda başıboş dolaşıyorlardı. Hayvanların çoğu sanki aklı varmış giGiriş33bi davranıyordu. Gün boyunca otluyor, akşam da başlarında çoban olmadan ahıra dönüyorlardı.Köyleri bırakıp yine kente dönelim biz. Tanrı’nın, belki de bir ölçüde insanların öfkesi öyle güçlü esmiş, mart ile temmuz arasında salgın öyle güçlü bastırmış, bir sürü hasta öyle yetersiz bakım görmüş ya da hasta olmayanları ürküttükleri için, kendi başlarına bırakılmıştı ki, Floransa kentinin surları içinde ölenlerin sayısı en azından yüz bini bulmuştu. Salgın dan önce, kentte bu kadar insan yaşadığı kimin aklına gelirdi? Kadınlı erkekli ailelerin yaşadığı kim bilir kaç koca saray, kaç güzel konak, kaç soylu ev boşalmış, tek bir uşaktan bile yoksun kalmıştı. Kim bilir ne ünlü aileler, ne büyük topraklar, ne değerli servetler yasal mirasçısız kalmıştı. Galenos, Hi- pokrates ya da Eskulapius’u n * bile sapasağlam diyecekleri kim bilir kaç kişi sabah kahvaltısını ailesi, eşi dostu ile ettikten sonra, akşam bastırdığında, öteki dünyada atalarıyla birlikte sofraya oturmuştu. Hep üzücü olaylar anlattığım için, ben de üzülüyorum. Bundan böyle, üzerinde durulması gerekmeyen konulara değinmeyeceğim. Kentin artık neredeyse bomboş kaldığı o günlerde, bir salı sabahı kutsal Santa Maria N ovella kilisesinde bakın neler oldu (sözüne güvenilir birinden duydum bunları). Kilisede yalnızca yedi kadın vardı. Yas giysilerine bürünmüş kadınlar, kutsal ayini dinledikten sonra biraraya geldiler. Biri öbürünün arkadaşı, komşusu ya da akrabasıydı. Hiçbirinin yaşı yirmi sekizi geçmiyordu, en gençleri ise on sekizin altında değildi. Akıllı, soylu, güzel, dürüst kadınlardı. Elimden gelse gerçek adlarını verirdim size, ne var ki, adlarını saklı devamını okumak isterseniz artık bulun pdf olarak da bulabilirsiniz.
 
Üst Alt